Laos’un kuzeydoğusundaki dağların derinliklerinde yer alan Cobra Mağarası’nda, Eric Suzzoni’nin kafa lambasının ışığı çıplak kayalarda gezinirken bir şey dikkatini çekti: Sediment ve kaya tabakasından çıkan onlarca kemik ve diş.
50 yaşındaki uzun boylu bir mağaracılık uzmanı olan Suzzoni, yanında kaplan dövmesi taşıyor ve ilk kez Cobra Mağarası’na giriyordu. Suzzoni, mağara girişine ulaşmadan önce ormanın zemininden yükselen 20 metre yüksekliğindeki kireçtaşı kayalığını tırmanmıştı. Yanında ise iki yerel genç vardı; Hmong kökenli bu gençler, parmak arası terliklerle mağaranın çevresindeki araziyi ve bazen içeride dolaşan kobraları biliyordu. Neyse ki o gün yılanlar ortalıkta yoktu. Ancak mağaraya girdikten kısa bir süre sonra Suzzoni ve partneri Sébastien Frangeul, antik fosillerden oluşan bir hazineye rastladılar.

Suzzoni, buluntulara dokunmaya cesaret edemedi. Ertesi gün araştırma ekibinden bir jeologla birlikte mağarayı tekrar ziyaret etti. Görevi, mağara duvarından sediment örnekleri çıkarmaktı. Bir keskiyle kayaya dokunduğunda, büyük kahverengi bir diş yere düştü. İnsan molar dişine benzeyen bu diş, “güzel bir hediye” diye tanımladığı bir keşifti.

Kim Bu Gizemli İnsan?
Suzzoni, bu dişi ve diğer buluntuları, kazı ekibinin lideri olan Kopenhag Üniversitesi’nden paleoantropolog Fabrice Demeter ve Bordeaux Üniversitesi’nden diş uzmanı Clément Zanolli’ye götürdü. Dişi gördüklerinde, bunun insana ait olduğunu hemen anladılar. Ancak bu diş Neandertallere mi ait yoksa modern insanlara mı? Dişin boyutu ve yapısı alışılmış Homo sapiens özelliklerini taşımıyordu, ancak neandertal kalıntıları da bu bölgede nadirdi. Bu gizem, insan evrimi üzerine yeni sorular ortaya çıkardı.
İnsan Evrimi Yeniden Yazılıyor

Geçmişte, Homo sapiens’in Afrika’dan çıktığı ve evrimsel süreçte diğer türlerden üstün olduğu düşünülürdü. Ancak son bulgular, bu görüşü kökten değiştirdi. Özellikle 70.000 ila 40.000 yıl önce, dünyada birçok insan türü bir arada yaşıyordu. Bu türler sadece karşılaşmakla kalmıyor, aynı zamanda çiftleşiyordu. İsveçli paleogenetikçi Svante Pääbo, 2010 yılında neandertal genomunu haritaladığında bu genetik etkileşimlerin kanıtlarını ortaya koydu. Bugün yaşayan birçok insanın DNA’sında hâlâ neandertal izleri bulunuyor.
Ancak Neandertaller dışında başka kimler vardı? Bu sorunun cevabı, Sibirya’daki Denisova Mağarası’nda keşfedilen bir parmak kemiğiyle açığa çıktı. Bu kemiğin DNA’sı, tamamen farklı ve daha önce bilinmeyen bir insan türüne ait olduğunu gösterdi: Denisovanlar. Bu tür, yalnızca genetik analizle tanımlanan ilk “hayalet tür” oldu.
Denisovanlar ve Yeni Buluntular

Denisovan DNA’sı, Papua Yeni Gine gibi uzak bölgelerde bile bulunmuştur. Bu durum, Homo sapiens’in Denisovanlarla çiftleştiğini ve genetik miraslarını taşıdığını kanıtlıyor. Ancak Denisovanlar hakkında daha fazla bilgi edinmek için daha fazla fosil gerekiyor. Bugüne kadar Denisovan fosilleri o kadar az bulundu ki hepsi bir ekmek kutusuna sığabilir.
Tibet Platosu’ndaki Baishiya Karst Mağarası’nda 1980 yılında keşfedilen bir çene kemiği, Denisovanlar hakkında önemli ipuçları sundu. DNA içermese de proteomik analiz, bu kemiğin Denisovanlara ait olduğunu doğruladı. Bu keşif, Denisovanların yalnızca Sibirya’da değil, Tibet Platosu’nda da yaşadığını gösterdi.
Cobra Mağarası’ndaki Gizemli Diş
Demeter, Cobra Mağarası’ndan çıkan molar dişi incelemeye devam ediyor. Ancak dişin DNA’sı ya da proteini, kimliğini belirlemek için yeterli bilgi sunmuyor. Şu an bilinen tek şey, bu dişin 160.000 yıl önce yaşamış genç bir kıza ait olduğu.

Zhang ve Welker’in Denisovan çene kemiğini açıklayacakları bir makale yayımlamaya hazırlandığını öğrenen Demeter, bu bulgunun Cobra Mağarası’ndan çıkan dişle karşılaştırılabileceğini fark etti. Zanolli ile birlikte yaptıkları detaylı incelemeler sonucunda, çene kemiğindeki iki dişten birinin Cobra Mağarası’ndaki molarla neredeyse birebir benzer olduğu ortaya çıktı. Bu benzerlik genetik bir eşleşme olmasa da morfolojik bir uyumdu ve Demeter haklı olduklarını hissetti. “Belki biraz şanslıydık,” diyen Demeter, 21 yıllık çalışmanın sonunda bu başarının geldiğini ifade etti.
Cobra Mağarası, Denisovan fosillerinin keşfedildiği üçüncü yer olarak dikkat çekiyor. Ayrıca, subtropikal bir çevrede bulunan ilk Denisovan fosili. Bu durum, Denisovanların yüksek rakımlı Tibet Platosu’ndaki Baishiya Karst Mağarası’ndan 1.600 kilometre güneyde ve soğuk Denisova Mağarası’ndan 3.200 kilometre güneydoğuda bulunarak oldukça geniş bir alana yayıldıklarını ve farklı ortamlara uyum sağladıklarını gösteriyor.
Denisovanların Tibet Bağlantısı ve Genetik Etkiler
2014 yılında, Brown Üniversitesi’nden popülasyon genetikçisi Emilia Huerta-Sánchez, Tibetlilerin yüksek rakımlarda hipoksi (oksijen yetersizliği) yaşamadan hayatta kalmalarını sağlayan EPAS1 geninin modern insanlardan değil, Denisovanlardan geldiğini keşfetti. Tibetlilerin bu geni binlerce yıl sonra kullanmaya başladıkları anlaşıldı. Denisovan DNA’sının küçük bir kısmını taşımalarına rağmen bu gen, Tibetlilerin yaşamlarına büyük bir avantaj sağladı. Bu buluş, Denisovanların Tibet Platosu’nda yaşadığını kanıtlayan 2019’daki keşiflerle örtüşüyordu.
Antik çağlarda gerçekleşen çiftleşmelerin sonuçları hâlâ tam olarak anlaşılamamış olsa da genetikçiler, bunun evrimsel bir amaca hizmet ettiğini düşünüyor. Bu süreç, Homo sapiens popülasyonlarına gerekli genetik çeşitliliği sağlayarak onların daha hızlı uyum sağlamalarına yardımcı oldu. Örneğin, Tibet’te hipoksiye direnç kazanma gibi özellikler bu genetik etkileşimlerle ortaya çıktı. Ancak bu genetik miras her zaman faydalı olmadı; depresyon, otizm veya obezite gibi sorunlarla da ilişkilendirildiği tespit edildi. İlginç bir şekilde, Homo sapiens ile çiftleşme Neandertaller ve Denisovanlar için olumlu sonuçlar doğurmadı; hatta bu süreç, onların soylarının tükenmesini hızlandırmış olabilir.
Neandertallerin Son Günleri ve Evrimsel Farklılıklar

Fransız paleoantropolog Ludovic Slimak, Homo sapiens’in Neandertalleri nasıl evrimsel tablodan çıkardığını anlamaya çalışıyor. Slimak, Grotte Mandrin adlı Güney Fransa’daki bir mağarada, 42.000 yıl önce Homo sapiens ve Neandertallerin sırasıyla yaşamış olduğunu keşfetti. Buradaki bulgular, Homo sapiens ile Neandertallerin doğaya yaklaşımlarındaki büyük farklılıkları ortaya koyuyor.
Slimak’a göre Neandertallerin kullandığı her bir taş alet benzersizdi ve çevreye duyarlılıklarını gösteriyordu. Buna karşın, Homo sapiens’in aletleri geniş bir coğrafyada birbirine çok benzerdi. Bu da Homo sapiens’in daha standart ve etkin bir yaşam tarzına sahip olduğunu gösteriyor. Slimak, bu farkların Neandertallerin yok oluşunda önemli bir rol oynadığına inanıyor.
Cobra Mağarası ve Yeni Keşifler
Laos’un kuzeydoğusundaki pirinç tarlalarından birkaç mil kuzeyde, Suzzoni ve Demeter’in ekibi yeni bir mağara olan Tam Neun’u incelemeye başladı. Mağarada antik sel izleri, sediment tabakaları ve fosiller bulundu. Bu yeni alan, Denisovanların yaşam alanlarına dair daha fazla ipucu sunabilir.
Asya, insan evrimine dair yeni keşifler için büyük bir potansiyel taşıyor. Çin, Denisovanlarla ilgili araştırmalarda büyük ilerlemeler kaydediyor. Özellikle Harbin kafatası gibi bulgular, Denisovanların bilinen özelliklerini genişleterek onların Asya’nın farklı bölgelerinde yaşamış olabileceğini gösteriyor. Çinli bilim insanları, uluslararası iş birliğini artırarak bu alandaki bilgi eksikliğini kapatmayı hedefliyor.
Cobra Mağarası ve diğer keşifler, Denisovanlar ve diğer antik insan türleri hakkında daha net bir resim sunuyor. Yeni fosillerin bulunması ve genetik analizler, insan evrimi hakkındaki anlayışımızı değiştirmeye devam ediyor. Suzzoni’nin Laos’taki bu çalışmalarında olduğu gibi, insan evriminin gizemleri keşfedilmeyi bekliyor.
Bu makale hakkında sorularınız veya yorumlarınız mı var? Bize yazın: feedback@sapienship.com.tr
Kaynaklar ve İleri Okuma
- B. Larmer. How a molar, jawbone, and pinkie are rewriting human history. (14 Ocak 2025). Alındığı Tarih: 22 Ocak 2025. Alındığı Yer: National Geographic
Yazar Hakkında










